Soğuk ve Fener


05.02.1995'de Fenerbahçe'nin Denizlispor'u 3-0 yendiği maçın yazısıdır.


Oğuz’un Denizlispor defansı arasına yaptığı slalomlu girişler, Kemalettin’in Fenerbahçe gerilerinden sol uca kadar çıkardığı upuzun köprü, Bülent’in kolay ve usta gol için, hem rakip defans hem çimeni koklama dikkati, İlker’in topla bulduğu her sahayı harmanlayıp attığı deparlar, ev sahibi ekibin misafirine kurduğu futbol meziyetlerinin tüm maçtaki manzarası idi adeta.

Denizlispor’un bu aralar yapmaya çalıştığı kapalı ve hatta yumrukları sertçe defans, topu saha tembelliğinin yavaşlığına sokması, oyundan “çalınmış dakikalar” yaratmak için durağanlığı benimsemesi, deplasmana her gelen takımın ısrarla uyguladığı bir “meslek fotoğrafı” idi galiba…

Çok soğuk bir havada, hatta Çamlıca tepesinden stad zeminine inen Sibirya buzu, akıllı hücum, etkili ve gole dönük hücum yapmaya şartlanmış Fenerbahçe’nin silah denen organlarını ısıtıp hemen rakibinin vücuduna çevirmesine mani oluyordu.

Oysa Fenerbahçe oyunun hemen başında elinde ve vücudunda ne kadar silahı varsa onları işler duruma getirip rakibinin üstüne doğrultmak için hem soğukla mücadele ediyor hem de karşısındakinin “dalgın açıklar”ını kollayıp duruyordu…

***

Denizlispor’un tatlı sert bir kabukla defansta kalışı, hakemin kartsızlık müsamahasının şemsiyesi altına sığınınca, oyun bütün bir doksan dakika Fenerbahçe forveti ile rakip defansın arasında kalan bir tek kale görüntüsüne bürünüyordu.

Fenerbahçe’nin eksikliği, oyunun iplerini tüm uzunluğu ve kalınlığıyla ele alacak bir lider oyuncunun eksikliğinden kaynaklanıyordu.

Orkestra şefi olmayınca, enstrümanlar dağınık ve gelişigüzel sesler verecek ve futbol denen çok sesli eser, araya giren defolar ve akortsuzluklar sebebiyle, sekiz bin kişinin pek beğenmediği seviyeye inecekti.

Hele ilk yarıda Oğuz ve Aykut gibi iki solo adamın, imkanların en düzgünüyle ayaklarına inen iki gol fırsatını, klaslarına hiç uygun olmayan vücut terslikleriyle kaçırınca, Fenerbahçe ikinci yarıya kalbi hiç rahat çalıştırmayan 1-0’lık bir galibiyet skoruyla girecekti.

İkinci yarıda çimene düşen toprak, taze bir ateş ve müthiş bir yangındı Fenerbahçe için…

Aykut’un radarlı zekası Bülent’in kale önü pozisyonlarındaki “hazır adam”lığı, Denizlispor’un defanstaki tahta perdesini yıkmakla kalmamış, Fenerbahçe’yi birden üç farka taşımıştı.

Fenerbahçe ideal oyun ve futbol sağlıklarında olması bile, hatlar arasında kopuk madalyonlar taşısa bile, kazandı şimdiye kadar yaptığı ikinci devredeki lig maçlarını…

Kusurlara biraz sansür yapıştıralım da ileriki maçlara bakalım.

Bu soğukta güzle pek uzun sevilmiyor ki…

İSLAM ÇUPİ
(06 Şubat 1995, Milliyet)

No Comments

Leave a Comment.