İki renk sarı


02.04.1995'de Fenerbahçe'nin Petrolofisi'ni 6-2 yendiği maçın yazısıdır.


Fenerbahçe‘nin futbol amacını, o amaca monte edilmiş güven, form, hırs ve gayeyi de anlamak mümkün değil…

Fenerbahçe futbolcusunun bundan sonra hangi hedefe yöneleceğini, profesyonelliğini Petrol Ofisi gibi kolay rakipler bulunca nereye kadar kullanacağını bilmediğimiz gibi…

Fenerbahçe ve bundan sonraki lig maçları” kitabını açtığımız zaman, hangi heyecan paragraflarına rastlayacağımız, hangi krampon düşüklüklerine ve yüksekliklerine tanık olacağımız, kalan lig romanının kaçıncı sayfasında heyecanlanıp kaçıncı sayfasında kahrolacağımız belli değil artık…

Hafta içi spor sayfalarına bakarsanız, takımda oynamak istemeyenler, hastalık ve sakatlık öne sürenler, maç esame listesi yaz boz tahtasına dönen vukuatların kaynağı hep Fenerbahçe ve Fenerbahçeliler…

Morali ve adelesi stat zemininden bu kadar uzaklaşmış, profesyonel futbolculuk isteği bu denli pörsümüş oyuncularla, bir maçın kritiği değil, “Nisan 1” şakası yapılır artık…

***

Kümede kalma halinden çok kümeden gitme hali belirmiş Petrol Ofisi cansızının önünde, maçın başlarında Fenerbahçe’nin dolaştırdığı sönük ve hiç bir batıcılığı olmayan futbolun, giriş yazıma uygun düşmesinin başka anlama geldiği düşünülebilir mi?

Başka formalar altında oynadıkları zaman bir harikalar sirki keyfine bürünenler, Fenerbahçe fanilasının altına girdiklerinde, futbol adına bu kadar geri vitese takıyorlarsa, bu manzaraya fırça bulmak mümkün değildir.

Petrol Ofisi’nin bir amatör takım yumuşaklığındaki takım görüntüsü, hiç bir direnç yapmayan defansın önündeki Fenerbahçe hücumları ne alemdeydi acaba ?

Nielsen, rakip kalenin çok uzağındaki kulvarlarda koşuyor ve orta yapıyor, Kemalettin adele gücüyle rakibinden çıkardığı topları pas olarak yanlış istikametlere gönderiyor, Aygün okaliptüs ağaçları ile yükselmiş bir ormanda çimen mantarı rolü oynuyor, İlker depar rakip arasında koridora bir akıl şakülü kuramıyor, iyi bir başlangıcın ve görkemli bir üçüncü golün sahibi Oğuz, ayakları yanan mummuş gibi alevlenerek tükeniyor ve ışığını gitgide kaldırıyordu çimenden.

***

Fenerbahçe, tarihinin hiç bir maçında bu kadar tek forvetle oynamamıştı.

Aykut, futbol hayatının en olgun döneminde, birkaç genç ve iyi forvetle Fenerbahçe’ye daha çarpıcı bir gol tarihi yazmak yerine, bu işi tek başına kotarmak ve yapmak gibi, hiç de hak etmediği zor bir sanata soyunuyordu.

Dün de üç gol atarak file ziyaretine soyunan Aykut, Fenerbahçe’nin ilerideki lig haftalarında hangi özverilere soyunur bilmem, ama, şöyle bir çarpıcılık futbol tarihinin Guiness kitabına giren bir tuhaflık olur galiba…

Fenerbahçe, Türkiye Ligi’nde dördüncü, Aykut Türkiye liginde gol kralı…

Sonunda böyle bir izdüşüm düşerse, Türkiye Ligi’nin üstüne, hangi noktalar konacaktır olayın sonuna…

O zaman Fenerbahçe takımının bu yılkı lig fotoğrafının altına şöyle bir resimaltı çok dramatik duracak :

Biz oynamadık, Aykut’u yalnız bıraktık. O da gol kralı oldu.

İyi mi hikayenin sonu ?..

İSLAM ÇUPİ
(03 Nisan 1995, Milliyet)

No Comments

Leave a Comment.