Fizik kavga


30.09.1995'de Fenerbahçe'nin Beşiktaş'ı 2-0 yendiği maçın yazısıdır.


Fenerbahçe’nin vücut koşullarını daha iyi kullandığı maçta baskı şampiyonu olduğu inkar edilemezdi. Nitekim Beşiktaş’ı sahadan silip maçı galip bitirmesi bunun ispatı idi.

Pas yanlışları ile dolu, vıcık vıcık markajlı, topun ve futbolcuların hiç rahat etmediği, kolay saha bulmadığı bir oyun seyrettik dün akşamki Fenerbahçe – Beşiktaş ayaklı derbide…

Büyük maçın büyük yıldızları ne yapsın dün geceki derbide…

Rıza, ligin başından beri kendi kişiliğini vücudundan çıkarıp sahaya getirememiş ve belki bu yüzden beş kilo kaybetmiş. Oğuz’u, maçın ve sahanın bütününü unutup amansız bir adam markajına almıştı.

Tarık, Boliç ve Aykut’un da durumu pek iç açıcı değildi. Oyunun kollektif akışını bırakmış, oyuna etki edecek birikimi bir tarafa atmış Beşiktaşlılar, sırf Fenerbahceli bu üçlünün tepesinde bir “Kartal Pençesi” kesilmişlerdi.

Beşiktaş cephesinde de aykırı bir görüntü yoktu aslında… Fenerbahçeli birtakım savunma elemanları, bütün sahayı ve bütün oyunu görmekten vazgeçmişler ; Mehmet, Sergen, Ertuğrul’un nefes alışlarıyla attıkları adım biçimini takibe koyulmuşlardı.

***

Bütün sahaya, iki takımın bireylerine akmayan, dağılmayan oyun, belki de gizli bir akitle beraberliğe bağlanmış bir oyundu.

İki takımın sonucu değiştirecek başroldeki futbolcuların maç kurdelasını kökünden kestin mi, öteki figüranlar istedikleri kadar oynarsa oynasın, sonuç gelip bir beraberlik terazisinin kefeleri üzerinde sallanacaktır.

Böyle düşünülen maçların heyecanı hangi gürültüde olursa olsun, tribündeki seyirci hangi dürtülerle bağırırsa bağırsın, maçın kaitesini yükselten futbolun güzelliklerini ve estetiğini yerli yerine koyan tüm unsurlar kalkar orta yerden…

Dün geceki Fenerbahçe- Beşiktaş maçı hangi adelenin terini taşırsa taşısın, hangi yüreği ve beyni doğru oyuna sevkederse etsin, tribünlere hangi heyecanı taşırsa taşısın, bu büyük tarihte büyük işler bırakan bir maç değildi kısaca…

***

Fenerbahçe’nin bir fizik tablo olarak görünen dünkü oyunda, vücut koşullarını daha iyi kullandığı maçın baskı şampiyonu olduğu inkar edilemezdi. Nitekim maçı kazanması, Beşiktaş’ı her türlü futbol aksiyonunda sahadan silip maçı galip bitirmesi bunun ispatı idi.

Beşiktaş’ın hem fizik keyfi yoktu hem maç üstünde eski iddiacılığı…

Daum, hem maç onbirini kurarken hem de oyuncu değişikliklerini yaparken, ne eski kumandanlığını taşıyordu ne de taktik tilkiliğini…

İSLAM ÇUPİ
(01 Ekim 1995, Milliyet)

No Comments

Leave a Comment.