Yataktan masaya

39 yıl sonra benim sigarasız ilk yazım… 39 yıl sonra bu benim “iki haftalık gözükmememden sonra“, ilk yazım…

Artık yazı yazarken, dudaklarımda, önümde tablamda hiç sigara olmayacakmış. Doktorumun demesi öyle. Ben içimdeki “kelime ateşlerimi” bundan sonra ne ile yakacağım ?

Namık abiden kalma, eski Milliyet binasından yenisine taşıyıp getirdiğim dev kristal sigara tablasını, artık önümde “içi izmarit dolmayan bir züccaciye hatırası” olarak mı barındıracağım ?
Sigara içmeyeceğim Namık abi. Sigara içmeyeceğim Namık abi ; doktorların talimatı böyle.

Fenerbahçe Spor Kulübü, o bünyede “Namık Sevik Odası” yapıp, ustamızı ölümsüzleştirdiğine göre o sigara tablası, benim masamdan çok oranın aksesuarıdır artık.

Tam gaz yürür hale geldiğimde” sigara tablam, eğreti mal gibi durduğu benim masamdan Fenerbahçe Kulübü’nün senin için yaptığı odanın en görkemli köşesine gidecek.

Ali Şen ve yönetiminin sana yaptığı bu büyük jeste, ben de ” Namık abi Fenerbahçe Kulübü’nde taş oynamaya sigarasız oturmazdı.” diye bir ekleme yaparsam, bu ukalalığımı aşırı görür müsün, acaba ?

Yazamadığım bu on beş gün içinde ben, vücudumu ayakta tutamadığım hastalığımı onarmak için International Hospital ‘da kaldım.

Üniformalarını çıkarıp profesörler cübbesini giymiş, eski asker Muzaffer Bayhan, beynimi bir pıhtı bombardımanına tutan tıkanıklıklara nöroşirurji rahatlamalar gönderirken, fizik tedavi uzmanı doktor Sema Özcan ve fizikoterapist Kemal Işık, bana yeniden yürümesini öğretiyorlardı.

Bütün Milliyet çalışanlarıyla birlikte tekmil Bab-ı Ali başıma inmişti, herkes tavaf etti etrafımda…

Dostum, arkadaşım, okurum, az tanıyanı, çok tanıyanı, malum ve meçhul sevgiler bir ayla doldu çevremde.

Dördüncü katta kalıyorum. Marmara’nın lodosu olanca hırçınlığıyla gözlerimin altında, kumlu sahili bir yıkayıp bir kurutuyor. Tokat gibi, kamçı gibi bir deniz. Dördüncü katın koridor ortasında bir banko… Hemşirelerin oturma yeri değil de, sanki güzellik kraliçelerinin gezdiği bir podyum… Biri çıkıyor, biri giriyor odama ; tebessümsüz, insansız kalmıyorum.

Bu manzara şaheserini, makina parkı ve hekim ehliyeti yönünden örnek bir hastane yapan Başhekim Doktor Yılmaz Önen, çirkin hemşire çalıştırmamakla International Hospital’ın estetiğini de korumuş.

Beni o aralar “ayak amuduna kaldıran“, giden arabanın en düşük vitesiyle yarıştıran iki şey oldu…

Bir, Galatasaray’daki tek tartışmasız ve “beyefendi” Selahattin Beyazıt’ın İngiliz menşeili iki telefonu… İki, Vedat Okyar denilen eski talebem, yeni kelime virtüözünün beni anlatan Hürriyet’teki yazısı.

En çok şeye bayıldım ve cımbızladım o yazıdaki bir paragrafı… “Sen tenhalarda bile büyük bir kalabalıksın İslam abi” diyen faslını…

Gün faslı kalmadı. 1995 yılının hepsini pazar akşamı kopardık. Şimdi iki günü tükenmiş bir yeni yıl var önümüzde. Herkese 1996’da zinde yürüyüşler diliyorum. Çünkü ben öyle yapıyorum.

İSLAM ÇUPİ
(02 Ocak 1996, Milliyet)

No Comments

Leave a Comment.