Şampiyonluk ta hastalanır bazen


Fenerbahçe'nin 1995-96 şampiyonluğu sonrasındaki yazısı.


Fenerbahçe’nin kazandığı 13.lig şampiyonluğundan sonra, bu kutlamanın pisti olan sokakları ve Taksim meydanındaki insan taşkınlıklarını beğenmedim.

Pazartesi günlük gazetelerin İstanbul’un çeşitli semtlerinden bir iki ölü haberini cımbızlamaları ise vahim…

Benim Fenerbahçeliliğim 1939 yılında başladı. Topkapı’nın bir tahta ev butiği olan yemyeşil Pazartekkesi’nde, yaşıyorlarsa tanrı daha uzun ömür versin İrfan ve Orhan kardeşler, o zamanın ekonomik şartlarına göre pek lüks, Ankara Floryaspor’dan alınma 5 numaralı bir futbol topunu önümüze yuvarlayıverdi.

Yalnız arsadaki çift kaleye iştirak için birtek aidat gerekiyordu, Fenerbahçe’yi tutmak…

Bana hayatım boyunca ” iyi ki olmuşum ” dedirtecek Kanarya’cılığım, daha sonra yaşamıma futbolda bulunmaz bir insan ve olay müzesi açacak ama Fenerbahçeciliğim hiçbir zaman sokağa taşan bir gerilla figürü olmak yerine, ılımlı sukut yemiş bir portre şeklinde vücuduma asılacaktı.

Hem taraftar Fenerbahçeliliğim böyle idi, hem de gazetecilikteki Fenerbahçeliliğim.

Taraftar Fenerbahçeliliğim “okullardaki çalışkan” öğrenci olarak geçti. Yavaş yavaş içimde uç veren edebiyat sevgim büyük maçlardan önce elime Steinbeck Cawdell Istrati gibi yazarların çevirilerini oturtur, beni sessiz, sedasız tribünün en tenha köşesine çörekletir, herkes maç öncesi kıyametlerin taşkıncı başılığını yaparken, ben romandan olma bir suskun heykel diye, saate ve kireçlenmekte olan boş bir sahaya bakardım, arada sırada…

İstanbul’un nüfusu o zamanlar 500 bindi. İstanbul o sıralar haddeden geçmiş bir nezaketin beldesi, beyefendi ve hanımefendilerin kol gezdiği bir insanlık mesiresi idi.

O zamanlar büyük maçlar öncesinde stadların civarına Macar katanalı polisler gelir, o iri ve duyarlı hayvanlar, kuyruk nizamını bozan daha taşra buğusu üstünde tüten taze İstanbullu varsa kalçası ile onları hizaya sokar, edepsizliklerini ve bıçkınlıklarını daha ileriye uzatan sıra isyancıları bulunuyorsa, onları dev gövdesinin altına alarak tek ayaklarını kafalarının hizasına kaldırıp, atların başlayacak anarşi önünde ne kadar duyarlı ve nazik olduklarını anlatırlardı.

* * *

Şimdi ne o İstanbul kaldı, ne de o içine hiçbir taşkınlık sokulmadan kutlanan futbol şampiyonlukları…

İsterlerse tek yılı değil, bundan sonraki 50 365 günü “Fair Play” yılı ilan etsinler.

Türkiye, her alanda fokurdayan anarşinin futbol stadlarına doğru döşenen dinamit fitillerinin mevcudiyetini önleyemiyecektir.

Çünkü terbiye, kişilerin biribirine karşı davranışı ve bir ülkenin genel ahlaki insan kalitesi ile ilgilidir.

İnsan kalitesi bir ülkede kaybolmuşsa, onu ne kadar yerli parayı büyütürseniz büyütün yerine dolar alamazsınız.

Türkiye’de insan ahlakı, ne kadar yerli para verirseniz verin alamayacağınız Amerikan doları olmuştur, artık…

Ama yinede 13 lig şampiyonluğu Fenerbahçe ve Fenerbahçelilere kutlu olsun derim.

İSLAM ÇUPİ
(21 Mayıs 1996, Milliyet)

No Comments

Leave a Comment.