Yukarıdakiler aşağıdakiler


25.08.1996'da Fenerbahçe'nin Altay'ı 5-1 yendiği maçın yazısıdır.


Fenerbahçe’yi Altay önünde “Avrupa Kupaları’nda ve ligdeki yerlerini sürünme bölgesinden” Okocha, Boliç ve Högh aldı. Birinci devre, Fenerbahçe ne zaman dara düştü ise, Altay’ın baskısı ve Sarı-Lacivertli muhtemel tribün protestosu başlamak üzereyken, takımı bu üç futbolcu aldı her keresinde felaketli bölgeden…

Boliç’in attığı dört golde ve Högh’ün bu ürünlere eklendiğinde, bu canlı insan üçgeni arasında, tüm sahada kurulmuş bir iletişim ağı vardı. Top nerede gole doğuyor ve gole batıyorsa, bu üçlüden biri asist, korner göndericisi veya topu sahanın bir bölgesinden tokatlayan ilk sihirli eldi…

Bu görüntüyle Fenerbahçe takımı, daha maçın başında “yukarıdakiler – aşağıdakiler” diye ikiye bölünüyor ve tribündeki “Avrupa Avrupa bu sesi dinle” veya pankartlardaki “Hedef Avrupa’da şampiyonluk” diyen ibareler, bu üç futbolcunun ilerideki maçlarda göstereceği verimin ayak tohumları oluyordu.

***

Bir takım, maç başladığı anda tüm ekibiyle defansa bir ağ gibi kendini gerip, hareketlerinin hepsini savunma karakterli yapar, adı Fenerbahçe olan öteki takım da bu yarım saha futbolunun tıkanıklığından kendini kurtarmaya çalışırsa, maçın adı dün akşamki oyun gibi olur.

Yani bir taraf oynatmamaya, öbür taraf alabildiğine oynamak için ayak yağlar durur…

Verilen bir yığın avansı büyük bir sorumsuzluk içinde gelişigüzel kullanan bir sürü Fenerbahçeli futbolcu takımda dururken, hafta içinde Lazaroni’nin Tarık’ın yüzüne karşı “Altay maçı son şansındır” demesi, bir komutanın bir askerine söyleyeceği laf mıdır ?.. Fenerbahçe’nin maçın başından beri sonucu erken getirmek için oyunu hızda zorlaması, temponun yönünü ortaya yüklemesi, kanatlara taşıması, kısa ve uzun topların üstüne bindirmesi, bunu başarırken sadece yazının girişinde özetlemeye çalıştığımız Högh, Okocha, Uche ve Boliç’i kullanıp bunların yanına gerek teknik heyet ve gerekse yönetimce, hatta son Maccabi örneğinde olduğu gibi, Tarık’ı kullanmaması şimdiye kadar bu çocuğa yapılmış haksızlıkların en büyüğüydü.

İnşallah dün akşam Tarık’ın üstüne inmiş bu kendinin olması gereken zalim bulutlar dağılır da hem Fenerbahçe hem Tarık kazanır…

Bülent’e paragraf açmaya sıkılıyor ve utanıyorum. Ama futbolcuların hepsi dün geceye bir şeyler katabilmek için takımı için yırtınır ve bir fizik ve akıl gayreti içindeyken, Bülent’in sanki bir başka sahada bir başka maç oynuyormuşçasına kayıtsızlığına ben akıl erdiremedim ve çok üzüldüm. İyi ki antrenör onu dışarıya aldı ve hiç olmazsa son 15 dakika Bülent’e bunları düşünme imkanı tanıdı.

İSLAM ÇUPİ
(26 Ağustos 1996, Milliyet)

No Comments

Leave a Comment.