Högh ile altın gol


20.11.1996'de Fenerbahçe'nin Rapid Wien'i 1-0 yendiği maçın yazısıdır.


İDDİASINI kaybeden bir takımın futbol değeri ne olursa olsun, sahaya ne amaçla çıkacağı, zemine hangi direnişlerle oturacağına örnek dün geceki Rapid’di…

Kazanacağına yüzde yüz inandığı son lig maçını bir takım tersliklerle berabere bitiren ve ondan sonraki bir Avrupa oyununa, santra açan ekibin bunu zaferle kazanması için neler yapması gerektiğine dair başlangıca etkili anahtarlar bulamayan onbirin adı da Fenerbahçe…

Fenerbahçe belki tarihinin en çok koşan ama yavaş koşan ekiplerinden biridir de, topun ayağa yakıştığı en görkemli Fenerbahçe değildir.

İki pası adam hedeflerine gönderemeyen, çalım ve şut zenginliği olmayan, sahayı zamanında boşaltıp futbolcularına yararlı deparlar yaptıramayan Fenerbahçe, rakip hangi zaaflara hangi yumuşaklıklara bulanırsa bulansın, maçı enstantane pozisyon ve gollerle hemen bitirecek düzeyde ve klasta değil.

Ne defansı orta sahasıyla süratli bütünleşecek kalitede, ne orta alan oyuncuları top çeşitliliğini büyük bir ustalıkla istikametliyecek seviyede, ne de ileri uç futbolcuları topla 70 metre koşup akını tek adeleyle gol yapacak güçte…

Fenerbahçe’nin oyun anlayışı geride ve orta sahada bol yan pas yapmak, vakiti kendi adına kullanmayıp rakip adına kurmak, topla ve takımla düz gitmek kontrataklara hiç bakmamak, sonucu ölü toplara faul ve frikiklerdeki duran toplara ve rakibin fahiş hatalarına bırakmak üstüne kuruludur.

Sonucu yaratan beyin, bekleyen bir Fenerbahçe…

Hele geceden yağan ve sabah devam eden yağmur zemini topla adam tutan bir yapışkanlığa uğratmışsa, Fenerbahçe’nin duruşu kendiliğinden olur.

Tıpkı drenajı olmayan şehir yollarında ıslaklık iki parmak yükseldiğinde bujileri yıkandığı için stop eden bir yerli araba gibi…

Rapid Wien karışık rüzgarın üfürdüğü bir takım kurşun askeriyle Rüştü’nün önüne zoraki giderken, gözüm karşı kaledeydi.

Fenerbahçe hücumda inanılmaz girdi çıktılar yaparken, forvet diye o bölgelerde defans elemanları oynatırcasına komiklikler uyguluyor ve biraz direniş görse hemen maçı teslim edecek Rapid kayıtsızlığını farketmiyordu.

Macar ulusu nasıl Avusturya ile boğaz boğaza yaşıyorsa, o milletten hakem Rapid Wien’i tutar bir düdük üslubu tuttu. Fenerbahçe’nin birinci devrede iki penaltısı belki bu yüzden verilmedi.

Fenerbahçe ikinci yarıda Çamlıca’dan esen yerli rüzgarla Rapid kalesinin önüne dönerken, hayret hakem düdükleriyle Rapid’in aleyhine döndü.

Birşeyler olacaktı galiba…

Çünkü Fenerbahçe oyunun üstüne gittikçe gidiyor, Rapid defansı bunaldıkça bunalıyordu. Sağlı sollu kornerler, Okocha’nın ayak tekniğini ayarlayamayan frikikleri, Boliç’in kenarlardan sık sık kaleyi ziyaret eden rahatsızlıkları…

İşte bu arada bir Avrupalı’dan yani Högh’den bir Avrupalı’ya yani Rapid’e tarihi gol geliverdi. Fenerbahçe bu golle bir üst grubu kovalıyordu galiba…

İSLAM ÇUPİ
(21 Kasım 1996, Milliyet)

No Comments

Leave a Comment.