Sebastiao Lazaroni

SEBASTİAN Lazaroni’nin Brezilya vatandaşlığından öte, o futbol ülkesi ile bir fikir ve kafa bağı yok…

Onda ne Didi’nin büyük futbolculuğundan gelen ilme değil ümmetçiliğe dayanan “buluş zenginliği” var, ne de Perraira’nın bir “kadife eldiven” gibi futbolcuyu yumuşak esintilerle masaj ediş mahareti…

Lazaroni bir muz eksperi olarak İstanbul’da “Rio’lu tüccar gibi” bir satış mağazası açabilir, Türkiye ve Türklere duyduğu hayranlık yüzünden lüks bir apartman katı kiralayıp Brezilya fahri konsolosluğu rolü yapabilir, ama futbolda “teknik direktörlük” yapamaz.

Hele Fenerbahçe’de asla…

Lazaroni’nin Fenerbahçe’ye teknik direktör oluşu “top ulemalığından” çok, “sahibinin sesini” çok uzaktan alan bir kulağa sahip oluşundandır.
***
Futbolda “teknik direktör” olabilmenin birinci şartı iyi bir göze sahip bulunmaktır.
İyi bir göze sahip olmayan insan “takviye için kaşının altına” kaç dereceli gözlük takarsa taksın, kördür futbola karşı…

Futbola sağlıklı gözlerle bakamıyan insan oyuncularına bin antrenman yaptırsa bile “seçkin bir onbir” kuramaz, rakibinin maç içinde yaptığı varyasyonların hepsini seyreder hiçbir ektili “kelepçe fotoğrafı” yapıp sahaya koyamaz, “takımda kim oynar kim oynamaz” tartışmasını sağlıklı bitiremediği için, bünyede kesinlikle “lider” olamaz.

Örnek mi tek, Lazaroni…

Eğer elimde Selahattin gibi bir futbolcum varsa, onun “total top meziyetleri” her idmanda gözlerime giriyor ve ben ilgisiz kalıyorsam, benim bu cevheri tesbit etmem için araya cezaların sakatlıkların girmesi gerekiyorsa, ben o teknik direktöre “Brezilyalı” demem, “Berber” derim.
***
Futbolumuzun gelmiş geçmiş en büyük “teknik direktörü” Gündüz Kılıç Galatasaray’da mesleğini icra ederken bana şunları söylemişti.

“Hocanın en büyük düşmanı kendi futbolcusudur. Teknik direktör kendi futbolcusundan elbette daha iyi gazete okuyacak, daha iyi düşünüp konuşacak, ona tahakküm etmek için ne kadar silahı varsa yanında bulunduracak ve özellikle futbolcudan daha iyi giyinecek.”

Lazaroni’nin terzisini gördünüz mü yakından… Hele Fenerbahçe – Gaziantepspor maçındaki giydiği paltoyu…
Reglan desem değil, pelerin desem değil, bizde bitirimlerin 1940 yılında giydiği kesme bahriye kabanı desem hiç değil…

Lazaroni’nin günümüz futbolu ile ilgili “tek kerameti ve marifeti” yok.
Önce kıyafeti olarak gelsin günümüze “gereğini” düşünürüz, sonra…
Bu tip yazıları yazmasını hiç sevmem.
Çok “köylü” beee !…

İSLAM ÇUPİ
(28 Ocak 1997, Milliyet)

No Comments

Leave a Comment.