Biyonik Adam

SÜLEYMAN Seba ömrü belirli dönemde durdurulan sonra vücudun 200 sene uyutulup uyandırılan bir bilim kurgu romanının kahramanı gibi. Yoksa 70 yıl futbolun bu hale gelmesi, İstanbul şehrinin hem nüfus hem şehircilik olarak kepaze edilmesi yetecek bir zaman dilimi değildi, insan ömrü için.

Geniş bahçeli tek veya iki katlı evlerin apartmanlaşması, 1940 yılında beşyüz bin olan nüfusun şimdilerde sekiz milyonu bulması, Avrupa’da rastlanan bir mantıklı büyüme değildir. Süleyman abinin lise yıllarında yayan varılan sınıflara şimdi servisle ulaşılması olsa olsa medeniyeti değil, hastalık kataloğuna bir de kalp rahatsızlığını iliştirmiştir. Taksim kışlasının kapanması ile İstanbul’daki stat sayısı Fenerbahçe ve Şeref diye ikiye inmiş, 18 bin kişilik Dolmabahçe stadı 1948’in sonunda gündeme girince, dükalık modern bir futbol arenasına kavuşmuştur.

Süleyman abinin çocukluk ve gençliğinde toplu taşıma aracı olarak tramvay kullanılır, taksi sayısı mahallelerde üçü beşi geçmezdi. Hilton hariç lüks otellerin hiçbiri betonarme karkaslarını göğün üst katına çıkarmamıştı. İstanbul otoyolları ile iki boğaz köprüsü, Anadolu’dan Avrupa’ya bir hız pistine ve kaza hangarına dönmemişti. Bizim gençliğimizde İstanbul yollarında trafik kazası haberi duymak kaplanların şehri basması gibi bir olmayacak vaka şeklinde sözedilirdi.

Kuruluşundan 60. yılına kadar hiçbir yere tek paslı çivi çakmayan Beşiktaş yöneticileri tesisleşme işini Süleyman Seba yapsın diye kendi kendilerine bir feragata varmışlardı.

Bugün Pendik Erikli ve Yeşilköy’deki sosyal tesisleri, Fulya’daki idman ve kamp üniteleri, Akaretler’deki modern plaza ile İstanbul’un çeşitli yerlerindeki arazileri ve Beşiktaş koleji gibi eğitim tasarıları ile Beşiktaş 16 yılda koca bir devlet olmuştur İstanbul’da. Bu tesis zenginliği 16 yılda olmadı. İlahi bir kuvvet 200 yıllık bir uzun uykuya yatırılan Süleyman Seba’yı sarsarak birkaç kez uyandırıp hayata başlattı anlaşılan… Bionik Süleyman oldu istediği zaman. Tesisler konusunda.
* * *
1945 yılında 25 – 50 lira arasında olan futbolcu zaruri masrafları gizli profesyonelliğin kabul edildiği 1953 yılında 250 liraya çıkarken bunu ödemek zorunda olan üç büyük kulübün veznedarları iş bırakmak istediler.

Süleyman abinin 25 – 50 liralık döneme mi, 250 liralık devreye mi rastladığını bilmiyorum. Ama Süleyman Seba’nın günümüzdeki katrilyona varan transfer ücretlerinden son derece daraldığından haberim var.

Bir plaza katı fiyatına bir futbolcu… Bir şirketin kurulu sermayesine başka bir futbolcu. Türkiye’de Türk parası yerine dolar ve markla futbolcular. Bu kadar para alan futbolcunun mesleğine ölümüne saygısı olsa, ya da bağlı bulunduğu kendi kulübüyle işini özveri içinde yapsa, ne gezer…

Süleyman abi izin verirse ben bir forvet sayayım. Sabri, Hakkı, Kemal, Şeref ve Şükrü.

Bu forvet bugün 20 yaşında olsaydı Türkiye’de güzellik ve hız olarak bambaşka bir futbol rüzgarı eserdi. Böyle bir beşliye sahip olmak için bizim bankalar kafi gelmez, ABD doları gerekirdi. Hemde birkaç kilo.

İSLAM ÇUPİ
(18 Ağustos 1998, Milliyet)

No Comments

Leave a Comment.