Almanları yenmek

ALMANLARLA ilk temasımız 1951 yılı Haziran ayında Berlin’de özel bir oyunla olmuş ve o maçı 2-1 kazanan takımımız o dönemde Avrupa’nın en çok konuşulan olayını yaratmıştır. Adı geçen doksan dakikada gencecik Turgay Şeren üç direk arasında görülmemiş bir kalecilik devi olmuş ve o genç yaşında Berlin panteri unvanını kazanmıştı.

Milli takımımız İspanya’yı eleyerek 1954’te İsviçre’de yapılacak dünya kupası finallerine ilk ve son defa katılmış, Batı Almanya, Macaristan ve Kore ile aynı grupta eşleşmişti. O finallerde Kore’yi 7-0 yenmiş ve iki kere karşılaştığı Almanlar’a 4-1 ve 7-2’lik skorlarla kaybederek grubunda elenip gitmişti. O dönemin iki şampiyon finalisti bizim oynadığımız gruptan çıkmış ve finalde Macaristan’ı 3-2 yenen Almanya şampiyon olmuştu.

Almanya ile özel ve resmi maçlarla tanışmamız 48 yaşını bulmuş ve grafiğimiz hep “usta çırak” seviyesinde kalarak devam etmiştir. Almanya hakim, biz mağlup olarak yola devam…

Şimdi 6 Ekim 1998 tarihine varmışız. 10 Ekim’de Almanya ile Bursa’da 2000 yılının Avrupa futbol şampiyonası elemelerinin gruptaki ilk maçını oynayacağız. Teknik direktörümüz Mustafa Denizli, federasyonumuz, futbolcularımız ve çok geniş bir taraftar kitlesiyle ilk defa iddia kabartıyor ve diyoruz ki “Almanları yeneceğiz.” Bu gerçekleşir mi?
* * *
Çünkü üç defa dünya kupası kazanmış bir Almanya şu dönemde futbolun en yoz yıllarında. Avrupa’da futbol geriledi diyen bir görüntünün en çok kahrını çeken ülkelerden biridir Almanya. Çok az yabancı futbolcuyla süslenen kendi ligi eski keyifli günlerden uzaklaşmış, seyirci sayısı altı binlere kadar düşmüştür. Avrupa’da refah seviyesi arttıkça bundan büyük pay alan beyaz insanların çocukları ve torunları futbol oyununu oynamaktan süratle kaçmış ve top işi siyah derililere doğru kaymıştır.

Avrupa’da futbol deri değiştirirken, Türkiye dünden bugüne hangi başarı grafiğini çizmiş olursa olsun, top aktüalitesinde ilerlemiş gibi görünüyor. Milli takıma bir dönemde musallat olan şerefli yenilgiler dönemi kapanmış, milli takımımız “1-9-1” Çanakkale sisteminden kendisini kurtarıp sahada taarruz kılıklı bir kıyafetle dolaşmaya başlamıştır. Yani futbolumuz hem sistemde, hem adam yapısında bir değişikliğe uğramış, hücuma uzayan futbolcular dönemini açmıştır.

Çok yakın geçmişte “bugün kaç yiyeceğiz” diyen bir merakla Almanya karşısına çıkan milli takım, her Almanya maçı öncesinde vücudundaki organları “by – pass” olan milli takım, cumartesi akşamı Bursa sahasında rakibinin karşısına alışmamış bir güven duygusu ve moralle çıkacak.

Bu moral ve duygunun içinde bu sefer sadece Mustafa Denizli, sadece futbolcular, sadece federasyon yetkilileri yok, tüm Türkiye var. Ben şimdiye kadar bu kadar Türkiyeli’nin içine girdiği yurdumuzda oynanmış başka bir maç hatırlamıyorum.

Haydi hayırlısı diyelim. Gözüm değil, her tarafım seyiriyor, bu kere…

İSLAM ÇUPİ
(06 Ekim 1998, Milliyet)

No Comments

Leave a Comment.