O stat çoktan yıkılmalıydı

1945 – 46’da İstanbul Şişli’de biter, ordan sonrası toprak yollar, meyva bahçeleri ve bostanlarla örülür, sonunda Mecidiyeköy’ün son hecesindeki bir köye varılırdı. Burası kışın kurtların indiği, 25 – 50 haneli ve insanların sebze ve meyva bahçeleri ile uğraştığı tenha bir yerleşim merkeziydi.

Bir de 1998 yılının Mecidiyeköy’ünü düşünün. Nüfusu 3 – 4 milyona çıkmış, caddeler ve otobanı ile Asya’yı, Avrupa’ya bağlayan konuma gelmiş, kuleleri, gökdelenleri ve irili ufaklı apartmanları ile insan ve binadan vıcık vıcık hale gelmiş bir yerleşim yeri. Üstelik 30 yıldan fazla bir zaman parçası içinde buraya bir futbol stadı oturtmuşsun ki, giderek bu futbol mabedi büyük maçlarda civardaki esnafın camını çervevesini indirecek sokak savaşlarına sahne olmuş ve maç olduğu günlerde, bu Asya’dan Avrupa’ya veya aksi istikamette trafiği kilitlemiş ve saatlerce vesaitleri milim yürümez bir konuma getirmiştir.

Avrupa’nın modern kentlerinde böyle tıkanık ve hantallıklar kentin dışına çıkarılırken, Dalan zamanında başlatılan toptancı esnafın şehir dışı mekanlara nakli kısmen gerçekleşmişken, Ali Sami Yen’in eski hüviyeti ile yerinde kalması bile bir şehircilik garabeti idi.
* * *
Bu garabet yerli yerinde kaldığı gibi Galatasaray yeni bir stat için yepyeni girişimlere yeltenerek, aynı yere Avrupai bir dev kompleks tasarlamıştır. Asya Avrupa geçişinin başladığı yere herşeyi zorlaştıracak yeni bir abide kondurmaya kararlı olan kulüp; stat, alış veriş merkezi, doyma lokantaları, istirahat ve istimal kahveleri, sinemaları, gece kulübü ve eğlence yerleriyle insanları oralarda saatlerce durduracak, trafiği içinden çıkılmaz hale getirecek çok kapsamlı bir projenin peşindedir. İstikbaldeki tesis için Ali Sami Yen’in bulunduğu toprak yetmiyor ki, bir aracı kurumla Likör fabrikasının bulunduğu metre kareler, yeni yapılacak stadın içine ilave edilmek isteniyor. İlk ihalede fiyatı bulunmadığı için Likör fabrikası satılmaktan kurtulmuştur, şimdilik…

Yeni projeye belediye yetkilileri ve il trafik komisyonu karşı çıkıyor şiddetle…

Ama onların karşı çıkışı bir şeyi değiştirmez. Çünkü Türkiye’de iş yapmak için dayının dayısı vardır. Bir dayı “hayır” derse öteki dayıya gidilir ve “evet” alınır ağzından…

Aslında İstanbul bir batı toplumunun elinde olsaydı kattiyen bugünkü durumuna getirilmezdi. Mecidiyeköy’ün durumu yıllar öncesinden bu konuma vardırılmaz, Ali Sami Yen başka bir yere nakledilir, oraya da Kaza’nın nefes alacağı bir yeşil alan kurulurdu. Çünkü o Kaza’nın hiç oksijeni kalmadı.

Ama İstanbul’da şehirciliği düşünen hiçbir insan olmamış. Eğer düşünen olsaydı, Mecidiyeköy’de bu kadar gökdelen yapıp, kanalizasyonları bir dinamit deposuna çevirirler miydi?

İSLAM ÇUPİ
(13 Ekim 1998, Milliyet)

No Comments

Leave a Comment.