Denizli ve büyük aldanış

Mustafa Denizli’yi fena kandırdık. Taraftarı, medyanın görüntülü ve yazılı tarafı, gazetecisi, yöneticisi, anlayanı ve anlamayanı ile Mustafa Denizli’yi fena halde kandırdık.

Almanya galibiyetinden sonra o maçın hiç özüne inmeden “nasıl oldu biz kazandık” analizine yeltenmeden, Cumhuriyet’in 75. yıl coşkusuna kapılarak, yediden yetmişe kadar Türkiye haritasında ne kadar canlı varsa Mustafa Denizli’nin karşısına çıkıp şunu dedik: “Finlandiya’ya top yekün saldır. Açık farklı bir galibiyet istiyoruz.”

Bu benim bildiğim ve 55 yıldan beri her yeltendiğimizde içine düştüğümüz bir aldanışın, bir tuzağın 1998 yılının sonlarında bir kere daha gündeme konmasından başka bir kabadayılık gösterisi değildi.

Çünkü 1940’lardan beri hem futbolumuzu, hem milli takımımızı en görünen yerden yani İstanbul’dan takip eden bir insanım. O yıldan bugünlere getirdiğimiz her galibiyette, her zaferde, bazılarının ısrarla belirttiği gibi sahaya mutlak bir taarruz futbolu yaymadık. Bu galibiyetlerde başka şeyler var.

Bu tip başarıların ardında önce çok iyi bir kaleci, sonra sayısı her sistemde çoğalan başarılı bir savunma var. Eski dönemdeki “MW”de iki yan hafın, iki insaydın savunma için doksan dakika canını çıkarır, bunun arkasına Çanakkale geçilmez bir savunma kurar, mucizeyi üç direğin arasına top geçirmeyen bir kaleciyle tamamlardık. Türkiye’de bir 75 yıl futbol federasyonu başkanlarının ömrünü uzatan, yaşayanlarımızı mutlu eden, gazetelerin arka sayfa olarak tirajlarını yükselten sebepler yarım saha futbolu ile yazdığımız zaferlerdi kısaca.

Türkiye’de dönem dönem büyük forvetler yetişmesine rağmen milli takımda tam hücum oynadığımız tek maçın zaferle bittiğini hatırlamıyorum.

Fenerbahçe’den Can, Lefter, Mehmet Ali, Galatasaray’dan Metin, Kadri, Suat, Beşiktaş’tan Recep, Bülent ve Şükrü’nün oynadığı dönemdeki forvet bolluğunda bile, hücum meziyetlerinin potporisini 65 – 70 yaşındaki kuşak hiçbir milli maçta görmedi. Biz bu saydıklarımızın süper hücumcu olduklarının lezzetini ancak kendi ligimizde seyrettik.

Cemil, Tanju, Rıdvan ve Hakan Şükür gibi futbolumuzun son 25 yılına forvet olarak lig damgası koyan futbolcuların, bir büyük milli maça kaşe bastığını hatırlıyor musunuz?

Benim kafamda böyle bir oyun hiç yok.

Mustafa Denizli 75 yıldır alıştığımız ve uyguladığımız kendi yarı sahasında oynayan, orasını fazla adamla kapatan, misafirine hep durdurucu kalkanla karşı koyan milli takımın, Almanya maçında olduğu gibi sahaya uyku hapı dökeceği yerde, üçlü bir forvetle hücum emri verince üç çeyrek asırdır içine düştüğümüz aldanış çukuruna yine yuvarlandık.

İSLAM ÇUPİ
(20 Ekim 1998, Milliyet)

No Comments

Leave a Comment.