Nazım Özbay

NAZIM Özbay yalanı dolanı fazla bu geçici dünyayı bırakıp, gerçekte var olup olmadığı belirsiz asude bir bahar ülkesine gitti. Özbay sporumuza ve özellikle futbolumuza çok kalıcı hizmetler yaparak, bu ülke için “ölümsüz” sıfatını hakeden sayılı insanlardan biri oldu.

Ben Nazım abiyi tanıdığım 1957 yılının bahar başında, Sarıyer kaleciliği bırakmış hali vakti yerinde, orta yaşlarına koşan filinta gibi bir adamdı. Dilaver Üzgören, Dilaver Çorbacıoğlu ve kendisinin çıkardığı yani sahibi olduğu “GÜNLÜK SPOR” isimli bir spor gazetesinde, ben taze bir yazı emekçisi o bir patron olarak, şimdi Çağaloğlu’nda hala yaşayan Gediz İşhanı’nın bir odasında el sıkışarak tanıştık. Onun ilk üçlü gazete patronluğu, ben ise kırk yıl sürdüreceğim bir mesleğin tap taze günleri içindeydik.

O zamanlar ben amatör küme futbolculuğunu yeni bırakmış bir top delisi, Nazım abi ise hızını alamadığı ve çok genç yaşta bir böbreğini kaybettiği kaleciliğine doyamamış şekilde, bu oyunun devamını gazete sayfalarında oynatacak kadar bu stad karasevdasını içinde taşıyan bir insandı.

Nazım Özbay’ı patron olarak sevmiştim de, bir de Sarıyer’de babadan kalma köşkünün yıkımından sonra ortaya çıkan bahçesini Sarıyer’e futbol oynanacak saha diye bağışlayışını işittiğimde, kendisine duyduğum bu sevgim ben de sınırsız bir aşka dönüşmüştü.

Benim gazetecilikte muhabirlik sevmediğim, yazar olmak istediğimi keşfeden ilk insan Nazım Özbay’dır. Bu konuda çekiştiği Yazıişleri Müdürü Müfit Duru ile İstihbarat Şefi ihsan Biricik’e tavır koyan ve “benim gazetede Jack London romanını yazan adam İslam Çupi, istihbarat yapmaz. Sadece maç yazar, röportaj yapar”diyen adam Nazım Özbay’dır.
* * *
1959 yılına kadar yani o zamanki Havadis’e gidinceye kadar, beni Günlük Spor vitrinine çıkaran, roman röportaj, maç ve makale yazdırıp benim adımı ilk ışıklayan Nazım Özbay, kırk yıldır Bab-i Ali’de gördüğüm sıcaklığın ilk gerçek sobası oldu.

Ondan sonra her gazetede değiştirişimde gelen hayırlı olsun çiçeklerinden ilkleri hep Nazım Özbay’a aitti.Ben değiştirdiğim hiçbir gazeteden kalırken veya giderken hiçbir transfer ücreti almadım. Aldığım ve soldukları için saklayamadığım bu çiçekler, meslek hayatımın tek lüksü ve sermayesi idi ve Nazım Özbay bu şıklığı devamlı estiren birkaç ağabeyimden biriydi.

Ne zaman bir ödül alsam aynı salondaysak gelir yanaklarımdan öper, eğer yoksa yarın sabah telefon açıp ilk kutlayanlardan biri olurdu. Yazılar konusunda ise ay geçmez telefon açar, “dünkü makalen bir harikaydı”diyerek beni topa tutar gibi iltifata tabi tutar ve her zaman taze bir doping verirdi.

Nazım Özbay İkitelli’ye geldikten sonra gazetelerden, vücudunu ve yüzünü çekti bizim mahalleden, gelmez oldu. On beş gün önce hasta haberi geldi. Sonra yoğun bakımda olduğu haberi… Nazım Özbay yerine koymakta zorlanacağımız “bay” gibi bir adamdı.

Büyük işler yapmıştı futbolumuz için… O büyük ve upuzun işler yapan Nazım Özbay, o hastanedeki yoğun bakım yatağına ve son yolculuğunda o tabuta nasıl sığdı? Nur içinde yat abiciğim, o boşlukta veya sonsuzlukta…

İSLAM ÇUPİ
(02 Şubat 1999, Milliyet)

No Comments

Leave a Comment.