Eskiler ve yeniler

NEDEN 50 yıl önceki İstanbul insanı yaşam ve iş hayatı bakımından daha çalışkan ve özverili idi de, şimdiki İstanbul insanında bu özellik yok. Neden o zamanlar Lefter, canavar Burhan, Metin, Turgay, Recep, Nazmi futbol denen mesleğe ölümüne bağlı ve sevdalı iken, aynı yetenekler Tanju, Rıdvan ve Sergen’de niçin yok. Canavar Burhan Dolmabahçe stadındaki bir maçtan sonra arabalı vapurla Kabataş’tan Kadıköy’e geçerken, kadınlı kızlı erkekli bir kalabalığı yanına toplar karşıya seyahat cümbür cemaat olurdu. Lefter balık pazarındaki Berç Dergazeryan’ın kuru kahveci dükkanına geldiği zaman tüm Beyoğlu Fenerbahçe’nin süper yıldızını görmek için kuyruk olur ve otomobil tramvay trafiği aksardı. Turgay ve Metin Hasnun Galip sokağından İstiklal caddesine çıktıkları zaman taş ve kaldırım Galatasaray aşkı ile çınlar ve kalabalıklar iki sembol Galatasaraylı Turgay ve Metin’e hayranlıkların en halisini atarlardı. Recep ve Nazmi Akaretlere döküldüklerinde Beşiktaş taraftarı arkalarında seferber olur, onların sevgilerini gittikleri yere kadar birlikte götürmenin müşterek hazzını tatarlardı…

* * *

O zaman İstanbul’un nüfusu bir milyon ya vardı ya yoktu. İstanbul 80 vilayetten olma bir kromozon vücut ve ruh karışıklığı içinde değildi. İstanbul gündüz hayatı verimli çalışma için insanın zihnini açar, vücudunu gürlerken, gece hayatı ise insanı dışarı çıkarıcı bir iticilikte ve cazibede değildi. Gazeteler spor sayfaları ile gayet müspet ve olumlu bir çizgide neşriyat yapar, futbolcunun ayaklarından başka hiçbir organı ile uğraşmazdı. İstanbul’da yaşayanlar arasında bu denli bir gelir uçurumu ve satın almada bu kadar bir farklılık yoktu. İstanbul gecekondulaşmamış, insanların yerleşim zaafı “bir tarafta saray öteki tarafta mezra” diye bir rezalet tasnife bürünmemişti. İnsanlar gıdanın en halisi ve kuvvetlisi olan denizden eşit miktarda istifade ediyor, elinde bir oltası olan zenginin sofrasının eşitini kendi hanesinde kuruyordu.

İnsanın her türlüsünü çıldırtan futbolcu olanını da iyice azgın bir yaratık haline getiren bu görüntülü medya o zaman yoktu. Yok olması hem her gece 10 milyar dağıtarak tüm fakir fukarayı telefon yanında hazır ola geçirmekten koruyor, hem futbolcu ve sporcu milletini çöpçatanlık illetinden kurtarıyor.

Bugün İstanbul tam çılgın bir şehir. Hem insan için, hem sporcu ve futbolcular için…

* * *

O futbolculuklarına her yıl yeni özlemler attığımız sporcular, Türkiye’nin nüfusunun 30 milyon olduğu dönemlerde yaşamamış olsalardı, gıdanın en halisini almamış olsalardı, İstanbul’un bir milyon kalabalığı içinde hayata gelmemiş olsalardı, dükalığın yeşili ve mavisinin en istifadeci günlerini görmeselerdi, denizi ve doğayı hiç kullanamasalardı, o eski futbolculukları bu kadar görkemli olur muydu? Biz bunları efsane olarak şimdi bile yeni nesile anlatır mıydık?
İstanbul’un 14 milyonluk kalabalığı içinde gezinme ve yaşama mecburiyeti içinde olsalardı, bir gecekondunun kişiyi bezdiren yoksulluğu dahilinde gözlerini dünyaya açsalardı, yeşilin yeşil olmadığı betonlara basıp büyüseler, denizi uzaktan seyredip ihtiyarlasa idiler, acaba 50 yıl önceki stad ilahları mı olurlardı, yoksa yeni Rıdvan, Tanju ve Sergenler mi? Çok düşünülecek bir soru bu…

İSLAM ÇUPİ
(16 Şubat 1999, Milliyet)

No Comments

Leave a Comment.