Yıllardan esintiler

1956 yılındaki Macaristan maçına gelen seyirci, bana göre bütün zamanlarda stadlara teşrif etmiş futbolun en anlar kitlesiydi. Benim de içinde bulunduğum İstanbul o maç için yatağı yorganı Mithatpaşa’nın çeşitli kuytuluklarına serip geceyi orada geçirmiş, sabah erkenden kuyruğa girerek bu milli maç tarihindeki en büyük oyun klasiği olan doksan dakikayı, sahanın her karesine her dakikasına ayrı dikkatler atarak bir sanat eserini izler gibi seyretmiştir. O maçın seyirci dikkati, seyirci zerafeti, seyircinin futbolun içine girmişliği ile günümüzde davul birikintisi ve gürültüsünde her türlü küfürü eden yakası açılmadık görüntüler sunan insan kalabalığına her şey denir, ama futbol seyircisi denmez herhalde…

1935 – 55 arasında futbol oynayan hiçbir futbolcu anormal transfer parası almamasına rağmen, bu oyunu bıraktıktan sonra sürünmemiş ve hayata iyi ve kötü devam etmiştir. Çoğu lise ve üniversite mezunu olarak futbol sahasından çıktıktan sonra işlerine devam etmişler, bazıları ise devlet kademelerinde genel müdürlüğe kadar yükselmişlerdir.

Profesyonelliğin bir poker masası gibi çok kazançlı olduğu 1955 – 90 dönemlerinde oynarken çok para kazanan futbolcular sahalara veda ettikten sonra meyhane köşelerine ve alkol bardaklarının diplerine düşmüşler, içici ve diğer keyifleri intihar edecek biçimde kullandıkları için, erken yaşlarda mezara girmişlerdir. Mezar taşları yazılmayan dünyevi sefaletlerin toprağa yatırdığı futbolcu ölüleriyle doludur.

Futbol, profesyonellik yoğunlaşmamış iken, resmi maçlar, milli oyunlar ve Avrupa Kupaları’yla mevcudun iki misline çıkmamış iken, kulüp gelirleri giderlerin çok altında kalmamış iken, bu oyun dünyada olduğu gibi Türkiye’de de gündüz oynanırdı. Sonra televizyon girdi Türkiye’nin her türlü yaşam kesitine… TV, Türk insanını esir aldığı gibi, maçları da her kulübe belirli bir ücret ödenmek üzere satın aldı. Artık şifreli kanala belli bir ücret ödeyen varlıklı kesim evlerinde divana ayak uzatarak maçları izlerken, parası olmayanlar kahvehane ve birahanelere koştular gençliklerini sarhoş etmek için… Oksijenin daha çok olduğu gündüzden karbondioksitin çoğaldığı geceye yapılan futbol maç transferi, hem bu oyunun gündüz güzelliğini bozmuş hem de oyuncuların kişisel randımanının geriletmiştir. Bu durum Türk spor basınını bir kere daha yozlaştırmış, önceleri çok düşünülerek yazılan ve futbol dalında bir sanat eseri olan maç yazıları artık tribünde kaleme alındığından kaliteleri kaybolmuş ve herkes tarafından kaleme alınmaya başlanan bir kuruluğa yuvarlanmıştır.

60 yıldır kurum prensiplerini hatta formadaki ay – yıldızlı bantın ebatına dokunulmayan o milli takım ilkeleri ve maçlara çıkış gömlek ve pantalonu, şimdi sponsorların verdikleri fiyata göre enlenip daralmakta, ay – yıldızımız istenen yerde, istenen biçimde ve ufaklıkta kullanılmaktadır. 1980’li yıllarda Adidas’a yaptırılan ve ay – yıldızlı bantın içine konulmadığından milli takıma giydirilmeyen ve neredeyse onu yaptıranın ihanet – i vataniyeden yargılanma safhasına gelen milli takımlar eski menaceri Erdoğan Şenay nerede şimdi?

Federasyon başkanlığı koltuğunda şimdi Haluk Ulusoy oturmakta, formaları hangi spor firması pahalı fiyat verirse ona istediği gibi yaptırmakta, milli takıma ağa sistemi içinde 25 milyar lira prim vermekte, Türkiye birinci futbol ligi isminin önüne para karşılığında iki yıl için Telsim yazdırmaktadır. Biz görmeyeceğiz, ama gelecek nesiller daha neler görecekler, kimbilir.

İSLAM ÇUPİ
(29 Haziran 1999, Milliyet)

No Comments

Leave a Comment.