Futbol “karar”ıyor

Dünya futbolunun her geçen gün yılda 12 ay oynanan bir spor haline gelişi, bunu yapanlar arasında ırksal bir değişikliği zaruri kılar bir çizgiye ulaştırmıştır. Futbolun gün günden kafayı seven bir sanat oluşundan uzaklaşıp, vücudu arzulayan bir hamallığa dönüşmesi, beyaz ve kara ırkını karşı karşıya bırakmış ve bu oyun önünde hangisinin dünya koltuğuna oturacağı tercihini gündeme getirmişti. Vaziyet öyle gösteriyor ki, istikbal karaların olacaktır.

Futbolun artık kafayı ve tekniği geliştirici bir istekten vücudu ön plana çıkarıcı bir kuvvet düzenine sapması, FIFA ve UEFA’nın gerek futbol kuralı, gerekse müsabaka organizasyonu olarak bir yoğunluğa yönelmesi, dünya yüzünde futbolun yeni sahibinin zenciler olacağı gerçeği ile başbaşa bırakmaktadır insanlığı…

Çünkü ekonominin, sosyal hayatın ve dünya iktidarlarının sahibi olan beyaz insan, futbolun bir sanat oluşundan çıkıp, yılda 12 ay yapılan bir hamallık haline geçişi sebebiyle, süratle bu sporun yapıldığı sahalardan çıkıp, gençliklerini başka sporlara kanalize etmektedirler. Futbol giderek vücudundan, aklından ve çekim alanından çıkmaktadır beyaz insanın. Çünkü beyaz insan yılın 12 ayına yayılan bir sporu, parası çok olsa da kendi lüksünden uzakta görmektedir.

Dünya futbolu, kuralıyla, uzunluğuyla, hamallığıyla beyaz insandan çok, kara insanın benimseyeceği bir spor haline gelmektedir. Sahada bir zaman 20 değişik pasla dolaşan, 20 enterasan driplingle süslenen, 20 değişik yerden ve şiddetten şutla en öldürücü görüntülerine bürünen futbol; şimdilerde en kuru gürültünün oynaştığı, en çorak hareketlerin birbiri arkasından yapıldığı bir amaçsız saha mesleği haline gelmektedir. Şimdi futbol stadlarında seyrettikleri şeyden keyif ve estetik alan yığınlar yerine birbirlerine ve tutmadıkları takıma hakaret eden bir güruh vardır.

Avrupa ve dünyada 1940 – 1970 yılları arasında dönem dönem büyük futbol sanatçılarının çevirdiği top valsleri o estetik kataloglarda kalmıştır. O Pele’nin, Didi’nin, Di Stefano’nun Güney Amerika’da sahada dolaştırdığı top ezgileri, o Puskas’ın Macaristan’da, o Cruyff’un Hollanda’da, o Beckanbauer’in Almanya’da, o Greaves’in İngiltere’de, o Rivera’nın İtalya’da, o Suarez’in İspanya’da anıtlaştırdığı top gezintileri dünyanın en büyük futbol turları olarak bu oyunun trafik tarihine geçmiştir.

Türkiye sezonu mayıs ortasında kapayıp, ağustos başında açtığında futbolun en sanatsal, en görsel çağını yaşamıştır. Büyük oyuncular ve büyük maçlar hep 1940 – 1970 yılları arasında oynanmış ve Türkiye’yi heyecan ve kaliteye boğmuştur. Lefter’i, M.Ali’yi, Metin ve Suat’ı, Recep ve A. İhsan Karayiğit’i bugün bile hasretle anışımız bu yüzdendir.

Şimdi oyuncular yeterli bir dinlenme mevsimi geçirmeden, denize girmeden, daha eski sezonun yorgun ve pisliklerini atmadan yenisine başlıyorlar. Öyle olunca karşımıza TSYD Kupası gibi büyüklerin futbol oynadığı, unutulmaz goller attığı, ilgi çekici futbol görüntülerinin oynaştığı fevkalade 90 dakikalar yerine, futbolcuların birbirleriyle dalaştığı, en basit pozisyonda top yerine birbirlerine vurdukları ipe sapa gelmez futbol dışı olayların cereyan ettiği bir didişme tefrikası yazılıyor.

İSLAM ÇUPİ
(27 Temmuz 1999, Milliyet)

No Comments

Leave a Comment.