Bir gazeteci daha Halit Talayer

Geçen perşembe günü Levent camiinden öğlen namazını müteakip Bab-ı Ali ömür mesaisi az, fakat çok parlak sürmüş Halit Talayer ağabeyi de bu fani dünyadan ebedisine terkettik. Az bir cemaat ve çok yağmur Halit Talayer’in uğurlanışındaki belirginliklerin iki tanesi idi.

İnönü Stadı’nın basın tribününde büyük ve küçük, usta ve çırak olarak çok karşılaştığım Halit Talayer ile, 1959 yılında Havadis gazetesinde o servis şefi, ben çalışan olarak ilk defa yüz yüze geldiğimde, Halit ağabey bu mesleğin doruklarındaki üç beş insandan biri, ben ise mesleğin başlarında olanca toylukları taşıyan bir müptedi idim. Halit Talayer fevkalade bildiği İngilizcesi, spor konusundaki sınırsız ufuk genişliği yanında, edebiyat sinema ve tiyatroya duyduğu ilgi ve gazetecilikteki sayfa çizimi ile bu mesleğin balkonlarındaki bir kaç insandan biri olarak Bab – ı Ali’ye el sallıyordu. Beni Günlük Spor’daki maç yazılarımı beğenerek Havadis’e almış ve bunu hiç belli etmeyerek bana verilen maç yazma görevlerini yardımcısı Fahir Erdil kanalıyla iletirdi. O zaman fiilsiz başlıklar atan, hafta içindeki futbol dışı iç ve dış haberlerden kendine özgü manşetler bulan Halit Talayer ağabeyim, olanca oyuncaklı sayfalar çizen, fotoğrafları küçük ve büyüklüklerine göre iyi ayarlar o tarihlerdeki flaş spor sayfalarından birisini hazırlardı.

Ama Havadis gazetesi iktidarın gazetesiydi. İktidardaki Demokrat Parti ülke fonksiyonlarını her bakımdan yitirmiş, sevgisini ve kitle partisi olma itibarını kaybetmiş bir siyasi kuruluştu. Onun gazetesi Havadis ilk çıkıştaki 40 – 50 binlik tirajını kaybetmiş, 1959’daki tirajı 1500’e kadar inmişti. Politik bir tavrı inatla sürdürdüğü için okunmuyor ve o güzelim spor sayfaları bir siyasi kinin arasında kaynayıp gidiyordu.

27 Mayıs ihtilali ile birlikte gazete yayın fonksiyonlarını kaybedince, Halit Talayer ekibini alarak, Yeni İstanbul’un Şişhane’deki bir odasına çörekleniyor ve yeni bir spor gazetesinin hazırlıklarına kafa dolaştırıyordu. Ama orada dört aya yakın zaman geçmesine ve Halit Talayer ile ekibi hazırlıklarını bitirmesine rağmen, patron Habip Edip Törehan başlangıç baskı startını vermeyince, biz başka yerlerde yeni ekmek kapıları aralarken, Halit Talayer ağabeyim basın hayatına son noktayı koyarak, Bab – ı Ali’ye bir daha gelmemek üzere o kapıyı kendi yüzüne kapatıyordu. Kızgınlığını her gün biraz daha büyüterek yokuşa duyduğu kini milim milim kocamanlıştırarak, sonraki sayfa hatta gazete çıkar önerilerine sırt çevirerek hep gazete dışı bir yaşamda ısrar etti.

Bab – ı Ali çıkışını o kadir bilmez yokuşu terkedeşinin arkasını bir süre Goodyear satış müdürlüğü yaparak unutmaya çalıştı. Orada ne kadar kaldı, kesinlikle anımsamıyorum. Ama bir gün baktık ki, kafasına ve beyin klasına daha uygun reklamcılığa oturmuş Halit Talayer ağabey… Galatasaray maçlarında sık sık görürdüm onu çok önceleri…

Dertleşirdik, bu alemin medya tarafını konuşurduk. “İyi ki, bıraktın” derdim. Çekilmiyor Bab – ı Ali’nin yeni dünyası artık. Son 5-6 yıldır çok sevdiği Galatasaray maçlarından da kesti ayaklarını.

Sonra ölüm haberi geldi. Halit ağabeyi göğü yağmur dolu bir Perşembe’de Levent camiinden alıp Zincirlikuyu’ya bıraktık. Arkasından pek az gazeteci ile konuşarak. Halit Kıvanç, Fahir Erdil ve Havadis’in emektarlarından Alaaddin ağabey ile eski günlere değinerek o çok yağmurlu Perşembe’de.

İSLAM ÇUPİ
(22 Kasım 1999, Milliyet)

No Comments

Leave a Comment.