2000 ve Türkiye

Türkiye tüm dünya ile birlikte 2000 yılına girerken, parolası daha çok özgürlük, demokratikleşme, AB kapsamına tam alınma ve daha çok genç nüfusun katıldığı uluslararası spordur. Koca bin yılı içine alan yirminci asırda inanılmaz yokluklardan çıkardığımız genç Türkiye Cumhuriyeti’nin yanına ikinci övüneceğimiz dev bir eser koyamadık. Ne siyasi hayatta, ne ekonomide, ne sporda…

Sporun anası denen atletizmde 1948 yılı Londra Olimpiyatı’nda Ruhi Sarıalp’ın üç adım atlama üçüncülüğüyle, 1968 Meksika Olimpiyatı’nda İsmail Akçay’ın maraton dördüncülüğü plağının hala çalındığı bir ülkede yaşıyoruz. Bitişe ok gibi giden bir dünya ilahı bir sürat koşucusu, tribünleri yerinde oturtmayan bir orta mesafe atleti yetiştirememişiz. Koca bin yılda ülkesinin adını parendalarında yazdıran bir evrensel cimnastikci koyamamışız dünya yüzüne, ne de pisine her dalış sonu rekorla biten bir ülkenin ismini ıslak ıslak havuzdan çıkaran bir yüzücüye sahip olmuşuz.

1946 yılında girdiğimiz çok partili demokrasi bugünkü noktada, hala insan hakları sönüklüğü, hala Avrupa’nın içine sindiremediği az demokrasiyi ortadan kaldıramadığımız gibi, idamın sehpasını bile ayaklarımızla tekmeliyememiş. Ekonomin bozuk, enflasyon demeçlerde indiriliyor. Çeteler kol geziyor, alınan tedbirlere rağmen bankalar yine batıyor. Avrupa Birliği’ne girmek işi hep çalışan kesimin sırtına bindirilmiş, çalışana yüzde 15 zam, asgari ücret ise 86 milyon lirada kalmış. Öteki tarafta deprem yardımları ve zamlar dahil devletin ürettiği para nereye gidiyor belli değil.

Dünya bugün bir çok branşta spor yarışması yapıyor. Türkiye o kadar branştan bilemedin beş altı dalda yerel ölçülerin dışında bir varlık olmuş. Futbolda, güreşte, halter, basketbol ve voleybolde evrensel sonuçlar alınmış. Güreş ve halterdeki olimpiyat ve dünya şampiyonluklarını bir kenara bırakırsak, futbolda Milli Takım ve Galatasaray henüz ferdi ve turnuva şampiyonluğunun çok uzağında meşin top yuvarlıyor.

Yüz yıl geçmiş Türkiye henüz Wimbledon’a veya Roland Garros’a bırakın final oynayan, merkez korta dikeceği bir tenisçi gönderememiş. İtalya ve Fransa bisiklet turlarından pedal çeviren bir bisikletçi yaratamamış. Zengin hobi dışında profesyonel otomobil pistlerine Senna gibi, Schumacher gibi direksiyon ustalarını yollayamamış. Hangi spordan bahsedelim ki?

2000 yılına girerken itin, uğursuzun, yolsuzluğun cirit attığı kabuk devlet anlayışından, fertlerine dürüst ve eşit hizmet veren teknik devlet döneminine gireceğiz. Enflasyon düşecek, fert başına milli gelirde iyileşmeler olacak, vatandaş ve çocukları, hastane ve okul kapıları önünde sefil olmayacak, herkes hakça bir düzende yaşamaya başlayacaktır. Okul yaşına gelmiş çocuklar, İstanbul sokaklarından sigara ve kağıt mendil satmak yerine fırsat eşitliği şemsiyesi altında en iyi okullarda eğitime başlayacak veya bir dünya rekortmeni olmak için bir spor kompleksinin yolunu tutacak.

2000 yılında Türkiye ya bunları yapacak, ya da Avrupa’ya eski kokuları gönderen, bir lahmacun cumhuriyeti işlevini sürdürecek.

İSLAM ÇUPİ
(04 Ocak 2000, Milliyet)

No Comments

Leave a Comment.