Futbolun geleceği

1940 – 1960 yıllarında İstanbul’un en kalabalık sokağından en ücra arsası ve semt sahasında bütün çocuklar top peşinde koşar ve futbol oynarlardı. İstanbul ile birlikte Türkiye’nin büyük şehirlerinde manzara bu idi ve erkek çocuklarının yüzde 99’unun tercihi futbol oynamak üzerine olurdu.

Sadece Türkiye değil Avrupa ve dünyanın öteki ülkelerinde de durum aynıydı. Çıktığım futbol seyahatlerinde görevli olduğum ve bana büyük heyecan veren maçtan önce kaldığım otelin ara sokakları ile civardaki arsa ve parklar ilgimi çeker, orada sarışın çocukların kıyasıya futbol oynadığını görür her şekilde İstanbul’u hatırlardım. Sokaklar ve dar alanlar çocuğun futbol oyunundaki en büyük heykeltraşı olur ve onun vücudunu sabırla bu spora göre biçimlerdi.

Sokaklarda ve semt arsalarında kendi yaşları ile birlikte futbollarını da süper teknikle birlikte büyütenler, Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş formasını giyerler, kalanlar ise semt takımlarına dağılırlar, fazla olamadım diye dert edenler meyhanelere koşup teselliyi içki bardaklarında ararlardı.

Ben karaca kadar süratli ayaklarında korner gol hünerli Beşiktaşlı Şükrü Gülesin’i, ayakları bilardo ıstakası gibi topa yüz vuruş falsosu veren Beşiktaşlı Recep Adanır’ın İstanbul’un 1940 – 60 döneminde seyrettim.

Ben havada bir yerde duran, durduğu yerden daha yükseklere ikinci bir hamle ile kalkıp kaleye gol değil, sapan taşı vuran Galatasaraylı Metin Oktay’ı, ben iki metre havadan topu stop edip yere inen ve driplinge devam eden Suat Mamat’ı o devrelerde gördüm.

Ben bir maça inanılmaz ağırlıklar ve mucizeler koyan Fenerbahçeli Lefter Küçükandonyadis’i, attığı 60 metrelik paslarda top hangi parça ile yola çıkmışsa o parçayı değiştirmeden hedefe varan Fenerbahçeli zarif kenar haf Selahattin Torkal’ı o dönemde tanıdım.

Sadece Türkiye değil Avrupa ve dünyada futbol denip yüzyıl baz alındığında tüm otoriteler ittifak etmekte, bu oyunun en artistik ve görkemli zamanının 1950 – 1975 yılları olduğunu belirtmektedir. Yüzyılın en büyük 100 futbolcusunun yüzde 80’inin bu döneme ait oluşu hiç şaşırtıcı gelmemeli dünyaya…

O dönemden kalma yüz futbolcunun ilk beşindeki Johan Cruyff geçenlerde bir İtalyan dergisine futbolun geleceği ile ilgili şu demeci veriyordu:

“Bundan sonra teknik direktörlük yaparsam dört duvarı dar sokaklara açılan bir kulübün takımını seçeceğim. Çünkü bu oyunun geleceği sokak ve dar arsa futboludur.”

Johan Cruyff ne kadar haklı… Günümüz futbolundaki teknik noksanlık gerçeği aksettirmiyor mu?

İSLAM ÇUPİ
(28 Mart 2000, Milliyet)

No Comments

Leave a Comment.